
Fadik Sevin Atasoy, insanların "Sen salak mısın? Dizilerde oyna, bir sürü para kazan" eleştirilerine kulak asmadan ideallerinin peşinden gitmeyi tercih eden bir oyuncu. Kendisiyle özdeşleşen kırmızı bavuluna koyduğu tüm insani değerleri, bilgi ve birikimleriyle, insanlara ışık tutarak yol göstermek için yollara düşen bir sinema aşığı. Atasoy, bu akşam Roma'da İtalyanca olarak, Türk Filmleri Festivali'nin sunuculuğunu yapacak olmanın heyecanını yaşıyor. Güzel oyuncuyla kırmızı bavuluyla yaptığı yolculuklarını ve sinemaya olan aşkını, Nişantaşı'ndaki hediyelik eşya dükkanı Mariposa'da konuştuk.
Roma'daki festivalin sunuculuğunu yapacak olmak neler hissettiriyor size?
Onursal başkanlığını Ferzan Özpetek'in yaptığı festivalde Kültür Bakanlığı'nın çok büyük desteği var. 30 tane Türk filmi İtalyanlarla buluşacak. İtalyanca sunacak olmam benim için çok heyecan verici. Daha önce ben Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İtalyan Dili ve Edebiyatından ayrılıp oyunculuğa geçmiş biriyim. İtalyancamı değerlendiremiyordum. Şimdi onu değerlendirmek adına harika bir fırsat oldu.
KATKISI ÇOK BÜYÜK
Tercih edilmenizde diliniz mi etkili oldu sizce?
Sadece İtalyanca biliyor olmam değil, ben senelerdir Altın Portakal'ın uluslararası açılışını İngilizce sunuyorum. Dolayısıyla uluslararası alanda rüştümü ispat etmiş bir sunucuyum. Daha önce Kiev'de de yaptım sunuculuğu. Bu tecrübelerimden dolayı bana teklif ettiler.
Roma'da filmlerimizin gösterilecek olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok doğru bir stratejik atılım olduğunu düşünüyorum. Kültür Bakanlığı da bu konuda özen gösteriyor. Türk sinemasının yurt dışına açılması için bu tür festivaller çok önemli. Burada Ferzan Özpetek'in de katkısı büyük. Onun hem Türkiye'de hem de İtalya'da kazanmış olduğu başarı ve bu festivalde onursal başkan olması, festivali en güçlü kılan şey. İki ülkeyi birleştiren bir köprü gibi Özpetek.
SADECE OYUNCU DEĞİLİM
Yıllardır sinemayla ilgili her türlü etkinliğe davet ediliyorsunuz. Son olarak Suç ve Ceza Filmleri Festivali'ndesiniz....
Evet. Elimden geldiğince, yetişebildiğim kadar sinemayla ilgili bu tür atılımların içinde oluyorum. Şimdi İstanbul'daki 'Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri Festivali' var. Onun danışma kurulundayım. İstanbul Hukuk Fakültesi'nin desteğiyle yapılıyor. Danışma kurulunda, insan hakları savunucuları, hukukçular, profesörler de var. Bu açıdan da ilk defa yapılan bir şey. Ben çok önemsiyorum.
Sinema aşkı yüzünden dizilere ara vermiştiniz. Ama sinemada yoksunuz...
Ben iki senedir sadece sinema yapmak için dizi yapmama kararı almıştım. Ama yine kamera önünü ihmal etmiyorum. İnsanların benim bilinmeyen yönlerimi görmeleri çok hoşuma gidiyor. Akademik kariyeri olan bir sanatçıyım. Rahmetli Cüneyt Gökçer'in son asistanıyım. Kültür Bakanlığı'nda idareci olarak çalıştım. Bunları hiç konuşmadım daha önce.
Neden?
Ben yine bir şekilde anlattım da seyirci bunlarla değil karakter üzerine konuşmayı tercih etti. Belirli bir şöhrete geldikten sonra bunları konuşmanın zamanı geliyor. Çünkü daha dinlenir oluyorsun. Önemli olan şöhreti doğru kullanmak. Gençlere bu şekilde örnek olmanın, şöhretin gücünü bu şekilde kullanıyor olmanın mutluluğunu yaşıyorum ben.
Şöhretin getirdiği durumdan dolayı bunları anlatmak daha mı kolay oluyor?
İki yol vardır şöhrette: ya onun girdabı içinde kaybolur gidersin ya o girdabı tatlı bir melteme çevirirsin. Bunu dönüştürmek kolay değil. Bu hayatında verdiğin kararlarla paralel giden bir şey. Yeri geliyor parayı seçmiyorsun ama idealizminden vazgeçmek istemiyorsun.
HERKES KENDİSİYLE İLGİLİ SIKINTILARI TEMİZLEMELİ
Artık bir fenomen olan kırmızı bavulunuzla yollar koyuldunuz...
Evet aynen. İki sene önce yola çıktığım Berlin, New York, Los Angeles ve İskoçya tatillerinde beraberimdeydi. Sonra kayboldu ve gazeteciler işin içine girdiler. Bavul o kadar sevildi ki, bulunduğu zaman sosyal paylaşım sitesinde kutlama yapıldı. Onun üzerine bir blog yazdım. Bavul metafor oldu. Öğrencileri bavul sayesinde kendi özgürlüklerine kavuşmaya nasıl yönlendirebilirim diye kafa yordum.
Bavul üzerinden kişisel gelişim işe yaradı mı peki?
Yaramaz mı? Öğrencilerin ufku açıldı. Bir tanesi ailesinden ayrılıp yurt dışına gitmek istemiyordu. Bu seminerden sonra "Yapabileceğime inandım" dedi. Birine bu gücü verebilmek en büyük zenginlik. Aslında hepimiz bavuluz. O bavulun içinde ailemizin koyduğu, sosyal çevrenin koyduğu, dünyanın algısının koyduğu elbiseler var. İlk yapmamız gereken, bize ait olan elbiselerin dışındaki bütün elbiseleri çıkarmak. Herkes kendiyle ilgili sıkıntılarını temizlerse şahane bir toplum oluruz.
Ülke ülke dolaşmaya devam edecek misiniz?
Aslında biraz durup dinlenmem gerekiyor. Bana nerede yaşıyorsun diye sorduklarında; Wirgina Woolf'un sevdiğim bir sözüyle karşılık veriyorum; "Bir kadın olarak hiçbir yere ait değilim, dünyaya aidim." Dünyada işimin olduğu her yerde yaşıyorum. Her yerde dostum var zaten.
KALBİMİN SESİNİ DİNLEDİM
İdeallerinizin peşinden gitmeyi tercih ettiniz her zaman. Neydi gözünüzü karartan şey Ben hayatta ölmeden önce karşılığında para almadan sosyal sorumluluk projesine imza atmak istiyordum. Bazen direksiyonu kırmak gerekiyor. Beni çağıran her yere gitmeye çalışıyorum. İnsanlar "Sen salak mısın? Dizide oyna bir sürü para kazan" diyorlar. Ama ben mantığımın değil kalbimin sesini dinledim.
Sabah : http://www.sabah.com.tr
Son Dakika › Magazin › Önemli Olan Şöhreti Doğru Kullanmak - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.